Fareler ve İnsanlar Hakkında Eleştiri

Fareler ve İnsanlar

İnsan Doğasının Derinliklerine Doğru...

John Steinbeck’in 1937 yılında kaleme almış olduğu Fareler ve İnsanlar (Of Mice and Men), birbirine derinden bağlı fakat farklı kişiliklere sahip iki yakın dostun öyküsü üzerinden insan doğasının derinliklerine inen ve toplumsal adaletsizlikleri, ayrımcılığı vb. evrensel konuları ele alan derin bir romandır. Hikâyemizin başkahramanlarından biri olan George Milton, zeki ve kurnaz biri iken diğerisi Lennie Small, güçlü fakat saf bir karakterdir. Aynı zamanda Lennie’nin yumuşak şeyleri okşama takıntısı vardır lakin gücünü kontrol edemez ve bu maalesef ki kitabın son sayfalarında benim için büyük, acı bir sürprize neden olur.


  Steinbeck’in yazdığı romanın kısa ama dolu olmasıyla birlikte sürekleyiciliği ve gerçekçiliği ile, hem sadece o dönemin zorlu şartlarını değil tüm zamanlar için geçerli olan insanlık hallerini, her karakterin kendi duygularının anlatması sayesinde bir empati duygusu yaşatarak gözler önüne sermesine, hem de okuru düşündürüp işlenen duyguları hissettirmesine bayıldım. Ama kitabın en sevdiğim yanı sadece işçi sınıfına yönelmemesi, insanlar arası birçok ayrımcılığı da örneğin güçlüler ve ezilenler, zenginler ve fakirler, erkekler ve kadınlar, beyazlar ve zenciler, yönetenler ve işçiler gibi ele almasıdır. 


  Kitabın sevdiğim özelliklerinden devam edecek olursak bunlardan bir diğeri de George ve Lennie’nin dostluğudur. Bu ikilinin en çok da George’un, birbirini savunması, dostluk kurması hem de öyle bir dönemde kitaptaki diğer herkes gibi beni de şaşırttı. Bu iki sadık dosta baktığımızda birbirlerinden güç aldıklarını görmekteyiz ”Çünkü sen varsın benim yanımda ve ben varım senin yanında…”. Özellikle de bu ikisinin arasındaki dostluk ilişkisi insanın temel ihtiyacı olan sevgi duygusunu da gösterir. Bir diğer konu da George’un Lennie’den bıkmış olmasına rağmen onu bırakmaması beni çok duygulandırdı. Ve bence onu bırakmamasının sebebi vermiş olduğu sözün yanında bir de yalnızlıktan korkmasıdır. Diğer yanda ise siyahi seyis Crooks’un yalnızlığı vardır. Ten renginden dolayı ayrımcılığa maruz kalan Crooks, Lennie’ye içini dökmüştür ve “İnsan yanında biri olmazsa delirir. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında olsun.” demiştir. Bu sözler hem yalnızlığını hem de yalnızlığın ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini de işaret eder. Hatta Lennie ve Candy’in hayallerine dalmış ve umutları yeşermişti bir ara Curley’in karısı gelene kadar. Bu da beni tekrar umutsuz hissettirdi.

  Bu ikilinin bitmek tükenmek bilmeyen hayalleri… Bu hayaller; hayata tutunmalarını sağlayan, umutlarını da canlı tutan bir etmendir hikayede. Fakat bir o kadarda masum olan bu hayaller, dönemin sert koşulları ve toplum adaletsizlikleriyle karşı karşıya gelir hep ve bu kitapta bir umutsuzluk havası yaratır. Candy’in de bu hayale katılmasıyla, Crooks’un da dahil olmak istemesiyle yeniden yeşeren umutları görmekteyiz. Ben aslında o evi alıp hayallerini gerçekleştirebileceklerine gerçekten inanmıştım hatta Lennie’nin Curley’in karısını öldürmesine rağmen George’un onu, beklemesi gereken yerden alıp kaçacağını dahi düşündüm. O kadar bu hayale dalmıştım ki George’un o silahı ondan almasını dahi sırf tehlikeli olduğunu düşündüğü için aldığını sanmıştım. Taki Lennie’yi öldürme sahnesine kadar sürmüştü bu saf hayal. Onu öldürdüğünde ise anlayamamıştım başta ve bu yüzden Curley’in karısının öldüğü yerden tekrar okudum ve bittiğinde ise göz yaşlarıma hakim olamadım. 


  George’a başta kızmıştım fakat sonradan ona hak vermek zorunda kaldım. Kaçmaları imkansızdı, diğerleri de Lennie’yi affetmeyecekler ve ilk gördüklerinde tetiği çekeceklerdi. George’da tıpkı Candy’in kendi köpeğini Slim’e öldürtmesi gibi pişmanlık duymaması ve Lennie’nin acı çekmemesi için yapmıştı bunu. Ve Lennie’yle birlikte Candy ve George’un da hayalleri yani umutları da ölmüştü. Bu aynı zamanda bize bir insanın hayatının, toplumun kuralları ve acımasız yapıları tarafından nasıl şekillendirildiğini de gösterir.


  Kitap bana göre bir insanın iki yanını yani biri hayalperest diğeri de gerçekçi yanını ele alır. Lennie bana göre hayalperest taraftı ve George da gerçekçi… Çünkü George, Lennie yani hayalperest taraf öldükten sonra yaşamın gerçekçiliğine boyun eğmiştir. Lennie’yi öldürdüğü sahnede ise insanın hayallerini bir zaman sonra yıkması gerektiğini fakat bunu kendisinin yapması gerektiğini vurgulamıştır bence. Aynı zamanda birkaç karakter hariç diğer karakterlerin aynı özelliklere sahip olduğunu göstermesi topluma hitaben yapılmış olabilir. Tabii bunlar benim bakış açım.


Kitabın çok kötü dediğim yanları yok fakat eğer dediklerim var. Mesela kitabı George veya Lennie’nin ağzından dinleseydik daha etkileyici olabilirdi. Bir de uzun betimlemeler… Hayır kötüydü demiyorum fakat bazen gerçekten anlamayıp başa sarmama neden oluyordu bu betimlemeler. Biraz kısa olabilirdi. Başka bir konu da çok kısa bir zaman diliminde gerçekleşmesi olayların. Bu birkaç hafta, ay yapılabilirdi bence.


  Çok ince bir kitap olmasına karşı dolu dolu bir hikâye… Yoksulluk, ırkçılık, yalnızlık, dostluk, vefa, masumiyet, saflık, çaresizlik, sadakat, sevgi, adaletsizlik, hayal kırıklığı, gelecek yaşama dair umutsuzluklar… gibi konulara değinmiş, zengin içerikli derin bir kitap. Aynı zamanda okunmasını şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap.



 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğa Manzaraları

Dijitalleşmenin Tarih Araştırma Süreçlerine Ne Gibi Etkisi Vardır?